SON DAKİKA

Sanatçılar

Elena Fokina

Elena Fokina’nın Biyografisi

Elena Fokina, yeni nesil bir sanatçıdır. Renklerle resim yapmaktan saf bir sevinç duyar ve bu onun en büyük zevkidir. Doğum gününde genellikle diğer insanların aksine keyifsiz hisseder. Ancak bir gün, arkadaşı Ilya onu tamamen farklı bir ruh haline sokan bir hediyeyle şaşırttı. Bu hediye, Elena Fokina’nın sanat eserlerinin bulunduğu bir albümdü.

Elena Fokina

Sayfaları çevirdikçe, hayret ve büyülenme hissiyle dolu oldu. O an, Dostoyevski’nin bir zamanlar söylediği gibi güzelliğin gerçekten dünyayı kurtarma gücü olduğunu kavradı. Lena, onu kurtarmıştı bile. Lena’nın canlı ve güneşli tabloları, kalbini sevinçle doldurmuş, doğum günü melankolisini dağıtmıştı.

Elena Fokina

Albümün sonunda, Lena, Elena Fokina’nın acıdan uzak bir dünya gördüğü ve bu izlenime sahip olabilen insanlarla paylaşabilme yeteneği olduğunu belirten arkadaşların ve minnettar izleyicilerin yorumlarını okudu. Lena, Elena’nın aynı şeyleri gördüğünü fark etti, ancak onları mutlu bir şekilde sanatının konusu olarak gördü. Ve insanlar Elena’nın tablolarına baktığında, aynı sevinci hissettiler, dünyada var olan şeylerin, insanların, ağaçların, denizlerin ve hayvanların çeşitliliğindeki güzelliği tanıyarak.

Bir röportajda, Lena’ya resim yapma yaklaşımı ve hayattan “koşulsuz zevkler” yakalayıp yakalamadığı soruldu. Lena, her zaman sevinçle resim yaptığını çünkü bu onun için en saf zevk olduğunu yanıtladı. Gençlik yıllarında, iç düşüncelerinin başkaları için ilginç olabileceğini düşünerek karamsar ve duygusal yüklü resimler yapmıştı. Ancak daha sonra, bunun gençliğin yaygın bir yanılsaması olduğunu fark etti.

Lena’ya neyi resmetmeyi tercih ettiği sorulduğunda, bu periyodik olarak değiştiğini ve sadece iki buçuk yıl boyunca sadece armut resmettiğini örnek verdi. Bu armutların sıradan yenilebilir armutlar olduğu sorulduğunda, onayladı. Merkezi Sanat Evi’nde armutlara adanmış bir sergi oluşturacak kadar çok resmi vardı. Neden armutları seçtiği sorulduğunda, Lena belirli bir neden sunamadı. Sadece onları sadece arzu nesneleri olarak değil, yüzleri, figürleri, dokuları ve kişilikleri olan karakterler olarak gördüğünü söyledi.

Röportajcı, armutlara ruh ve kişilik kattığını düşünüp düşünmediğini sorduğunda, cansız nesnelere ilahi bir ruh vermenin imkansız olduğunu, ancak karakterlerini verebileceğini yanıtladı. Çeşitli nesneleri toplayan Marandi’nin favori sanatçısını ve onlar arasındaki ilişkileri resmettiği ilginç natürmort kompozisyonları yaptığını belirtti. Bu, karakterlerin nesneler olduğu bir Meksika pembe dizisi gibi bir seri yaratıyordu. Lena, bunun bir natürmort sanatçılarının oynadığı büyüleyici bir oyun olduğunu düşünüyordu.

Röportajcı, eski fırçaları gömmek gibi bir alışkanlığı olan Marandi’nin alıntıyla açıklanması gereken sanat hakkındaki düşüncelerini sorduğunda, Lena, sorumluluğun sanatçıda değil, izleyicide olduğunu düşünüyordu. Bazı izleyiciler her şeyin kendilerine açıklanmasını istiyorlar ve işte buna “ana dil” deniliyor. Lena, Şişkin’in tablolarının sevilen nedenlerinin, çocukluktan tanıdık olduğu, anılar ve duygularla ilişkilendirildiği için olduğunu ifade etti.

Lena, tüm sanat formlarının var olma hakkına sahip olduğuna inanmaktadır. Bir arkadaşı Mitek’in dediği gibi, “Annene gösterecek kadar utanmıyorsan her şeyi çizebilirsin.” Lena’ya göre, her sanat eseri, konusundan bağımsız olarak Tanrı’ya övgü olmalıdır; çünkü sanatçının yaratmayı sevdiklerine ve Tanrı tarafından yaratılanlara karşı olan tutumundan dolayıdır.

Güzel veya sıra dışı insanları resmetmeyi tercih edip etmediği sorulduğunda, güzelliğin nasıl tanımlandığına bağlı olduğunu söyledi. Bir kişinin güzelliğinin fiziksel özelliklerinden ziyade karakter derinliğinde olduğuna inanıyordu. Onun için, karakterin daha güzel ve ilginç olduğunu düşünüyordu.

Lena, canlı renklerin otantikliğine olan inancıyla tanınırdı. Gölgelerin inandırıcılık için gerekli olmadığına inanmıyordu. Sanat okulunda çocuklara renklerin her zaman karmaşık olması gerektiği öğretilir. Ancak Lena, Kuzey Afrika’ya yaptığı seyahatte renkte her şeyin mümkün olduğunu öğrendi. Saf beyaz, saf mavi, saf kırmızı olabilir.

Sana bir sanatçı için sanat okulunun önemi sorulduğunda, suyu seven ve hisseden ama yüzme bilmeyen birine benzetebildi. Bir antrenör gereklidir. Resim yapmak da aynı şeydir. Sanat okulu, teknikleri sağlar. İlkeler öğretilerek hatta bir tavşan bile resim çizmeyi öğrenebilir. Anahtar soru, “nasıl” olduğudur. Ancak bir kez teknik öğrenildikten sonra, soru “ne” çizeceğe dönüşür.

Röportajcı, “kadın” ve “erkek” edebiyatı arasındaki farkı ve aynı şeyin resim için de geçerli olup olmadığını sorduğunda, Lena, bunun cinsiyete değil, sanatçının zihinsel durumuna dayandığını kabul etti. Kadınların geleneksel olarak dişi özelliklerle rezonansa giren bir sanat yaratabildiği gibi, erkekler de geleneksel olarak eril bir tarzda resim yapabilirler.

Son olarak, röportajcı, aşırı övgünün yeteneği kaybetmesine neden olup olamayacağını sorduğunda, Lena, bir sanatçının sadece maddi kazanca odaklanırsa yeteneğin kaybolabileceğine inandığını söyledi. Sanatçı işine gerçek bir aşkla bağlı kaldığı sürece, yetenek gelişebilir.

Düşüncenizi Paylaşın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Teknoloji Haberleri