Gilles Deleuze: Bir Vizyoner Felsefeci
Gilles Deleuze, ünlü bir Fransız felsefeci olarak 1925 yılında doğmuştur. Felsefi sorgulamaya dalacağı Sorbonne’da eğitimini tamamlamıştır. 1948’den 1968’e kadar çeşitli liselerde öğretmenlik yapmış, ardından Lyon Üniversitesi ve Sorbonne’da profesör olmuştur. 1969’da University Paris-VIII’de öğretim üyesi olarak göreve başlamış ve 1987’ye kadar bu görevini sürdürmüştür.
Felsefi Katkıları
Deleuze’ün çığır açan çalışmaları, Hume, Bergson ve Nietzsche’nin fikirlerini, aynı zamanda Proust ve Sacher-Masoch’u keşfetmeye odaklanmıştır. Felsefesi, Spinoza’dan ilham alan içsellik ve Kant’tan bilgi alan üzerinde dengede olup, “plastik” bir transandantal alanı oluşturan dinamik ve birbirine bağlı düzlemleri teorize etmiştir.
Merkezi Temalar
Deleuze’ün benzersiz bakış açısı, iki merkezi tema etrafında dönmektedir. İlk olarak, ilişkilerin harici doğasını vurgulamış, bunları diyalektik bir değişimden yoksun, çarpışmalar veya karşılaşmalar olarak görmüştür. İkinci olarak, varoluşun, zamanın ve düşüncenin çok yönlü ve farklılaşmış karakterini tanımış, bunları dinamik ve birbiriyle örülmüş düzlemler olarak düşünülmüş ve “plastik” bir transandantal alan oluşturmuştur.
Etik ve Harici
Farklılaşma kavramından yola çıkan Deleuze, etik yaklaşımını açısından, etiğin ampirik doğasını vurgulamış ve varlık ve düşüncenin içkin niteliklerine dayalı olarak varlığı ve düşünceyi değerlendirmeyi savunmuştur. Bu yaklaşım, transcendan değerlere dayanan geleneksel ahlakla tezat oluşturur.
Metafizik Ayrımı Sorgulamak
Diğer çağdaş felsefecilerin aksine, Deleuze düşüncenin tarihinde kesin bir kopuş olasılığını reddetmiştir. Herhangi bir felsefi sistemin “metafiziği” tamamen aşabileceği fikrini eleştirmiştir. Bu nedenle, Bergson’un 20. yüzyılın en orijinal filozofu olduğunu düşündüğü mirasını rehabilite etmenin değerini görmüştür.
Olay ve Düşünülemeyen
Tarihteki büyük kopuşlara kuşkuyla yaklaşan Deleuze, olayın önemine inanmıştır. Yüzeysel irade gösterilerini boş birer şov olarak kınarken, gerçek kopmaları genellikle beklenmedik ve kaçınılmaz olarak tanımıştır. Bu nedenle, Deleuze’nün zaman üzerine yaptığı yansımalar, düşünceye temel bir öğe olarak düşünülemeyenle çarpışmayı vurgulamıştır.